BİZE BİZİ VER”(3) | ||
2. yapıtına adını veren şiirin bir bölümünde bireysel ve evrensel gerçeği makale sağlamlığında ama şiir tadında şöyle saptar: Bu elin mi elin İdeler dünyasından beri Çevresinde dipdiri bir heykelin Gezinir haince rüzgâr Kırar dallarını düşüncenin (s 44) Bütün bunlar, Günay öğretmenin iç dünyasını, dışarıya baktığı pencereyi gösterir bize. Onun penceresinden onun dünyasına (kendi dünyamıza) biz okuyucular da bakarız. Onun gördüklerini biz de görür, yaşadıklarını biz de yaşarız. Zaten bir sanatçıdan beklenen de bu değil midir? Duygularımızın, düşüncelerimizin sözcülüğü değil mi? O da bunu yapıyor... Duyarlı Günay, -nedendir bilinmez- bir tek dizede bile sözü edilmeyen anneye, mavi gözlü denizci babaya, Naciye öğretmene, ısırgan otlarına, uyuza, kükürt kokusuna, ne zaman dekoman oynasa vurulmasına karşın her türden vefasızlığı ve ‘çürüğü’ aşarak okur; öğretmen olur. Genç bir adamdır artık. “Alanya Kalesinde İkindileyin” Tam martıların uçuştuğu an sigarası tükenir: Alo desem Allah canını alsın diyecek biliyorum (s 25) diye düşündüğü birini, telefon etmeden bekler. Ağları çeken balıkçıları görür, Alâattin Keykubat da görmüş müdür ki diye geçirir içinden. Azrail kadar günahsız bir çayı daha bitirir... Sonraki yıllarda da kutu kutu ‘Largactil’leri, ‘Acineton’ları... Öğretmenliğinin erken dönemlerinde: Elveda öğrencilerim Sizi ki Bütün itliğinizle sevdim diyerek ayrılığın acısını serper üstümüze. Ölümle yüz yüzeyken söylenen söz ölçüsünde içten bir söyleyişle “sevdim” der. Bu, sevilenler arasına, öğrencisi olmasa bile, Alanya Kalesine o ikindi vakti gelmeyeni de katmalıyız. Ve belki de ben yeniden çıldıracağım dizesiyle başlayan bu şiirde yokluğuna dayanılmayan artık kuşkusuz bir başkasıdır. Belki de Günseli... Şiir şöyle biter: Yokluğuna dayanmak ölüm Dahası yok bilemezsiniz Ruhum çarmıha nasıl gerilir... (s 26) Ondurmaz acıların çevriminde dönüp dursa da, ruhu çarmıhlara gerilse de her birimiz gibi, hepimiz gibi gelecekten istedikleri var, beklentisi var şairin. Bu, mal mülk gibi varsıllıklar olmasa da... Yapıttaki son şiirin adı “Yeni Yıl”: 1974 merhaba El değmemiş günahların senin olsun Bize bizi ver (s 45) Ne krallar, kraliçeler, ece genç kızlar, ne kral delikanlılar gelip geçti. Kimi silinmez izler bıraktı, kimi bir daha anımsanmamak üzere yok olup gitti. Günay Karakan’dan üç iz kaldı geriye. Biri sana, biri bana, biri... | ||