NOT: BU YAZI WWW.ADANAFORUM.COM SİTESİNDE YAZARINI ŞİMDİLİK BULAMADIĞIM BİR SAYFDA GEÇİYOR. SİTEYE E-POSTA ATTIM CEVAP VERİRELERSE YAZARIM. G. ALGIN
“BİZE BİZİ VER” (1)
Bir yangından kaçıyordum
Sen çıktın karşıma
Su yok mu su”
(G. K./Korkunun Gözleri, s 8)
Ne krallar, kraliçeler,
ece genç kızlar, ne kral delikanlılar, insanlar gelip geçti. Kimi söylencelere
karışıp gitti. Kimi söylenceleriyle kaldı günümüze. Kimi silinmez izler
bıraktı; kimi anımsanamayacak biçimde yok olup gitti. Kimi “büyük”tü, kimi
“küçük”, kimi “küçücük”....Uzun-kısa, kendi yaşamımızda da olumlu-olumsuz izler bırakan uzak-yakın tanıdıklarımız vardır. Onlardan kimini bir biz biliriz bir de bizim gibi birkaç kişi. Bu ‘birkaç kişi’ de gidince onu artık kimse anımsamayacak. Oysa olanağını bulsalardı kimbilir neler yaratırlar; kalıcı, ne güzel izler bırakırlardı.
Günay Karakan (bey), bunlardan biriydi. Üstelik “izsiz” de değildi. En azından üç izi var; oylumu küçük üç şiir kitabı. Üçü de kendi yayını:
1. Daha Ne Olsun (b. 1970)
2.Korkunun Gözleri (b. 1973)
3. Canı Dişinde Tomurcuğun (b.1976)
Bunlardan 2.sinin arka kapağında şairin yaşamöyküsü şöyle verilmiş:
“1945’te Finike’de doğdu. İlk ve ortaokulu orada bitirdi. 1963’te Antalya Lisesi’nden mezun olduktan sonra yüksek öğrenimini Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde tamamladı. Meslek hayatına Alanya Lisesi’nde başladı. Orada dört yıl çalıştıktan sonra Diyarbakır Eğitim Enstitüsü Edebiyat öğretmenliğine atandı. Halen görevine devam etmektedir...”
Günay Karakan öğretmeni, Diyarbakır Eğitimdeki görevi sırasında tanıdım. Öğretmenlerimizden biriydi. Ama sıradan biri değildi. Dostumuz, arkadaşımızdı; ancak bundan sonra öğretmenimizdi. Halk Edebiyatı dersimize gelirdi. Dersi kesinlikle sıkıcı bir ders olmazdı. Ders dışında birlikte olur, evine de giderdik. “Güncem” (sanırım tek çocuğu), birkaç aylık bebeydi. Güzel eşi “Günseli” öğretmen de Günay bey ölçüsünde yakındı biz eğitim öğrencilerine... Şiirli söyleşilerle yıkanırdık birlikte olduğumuz anlarda.
Okulu bitirip biz de öğretmen olduk. İlişkimiz bu nedenle bir süre kesildi. Sonra mektuplarla yeniden buluştuk. Okulu bitirdiğimiz yıl (1973) yayımladığı 2. kitabını ve üç yıl sonra yayımladığı 3.sünü bu sıralarda gönderdi. Daha sonraki fırtınalı yıllarda ilişkimiz tümden koptu. Anılar kaldı bize.
Epeydir mide ağrısı
çekiyordu:
Saatlerce uykusuz telefonlar
Ağlayan karanfil
Günaydın ey geceyarıları
(K. Gözleri, s 12)
dizeleri, ta öğrencilik yıllarından başlayan bu sayrılıkla ilgili olsa gerek... Şimdilerde otuzlu yaşları içinde olması gereken “Güncem” ne oldu, “Günseli” hanım nerede, ne yapar türünden yürek burkan düşüncelerin sarmalına düşerim anımsadıkça... Bu konuda tek bildiğim, Günay öğretmen’in yıllar önce ölmüş olduğu.
Yüreğim, bir pençenin kıskacında...
Kimileyin soyut izler, somut izlerden daha kalın çizgilidir. Onlar bana kalsın; Günay öğretmenin bıraktığı somut izlerden (KORKUNUN GÖZLERİ’nden) söz edelim:
Bu yapıtını, Karakan’dan sevgilerle... diye imzalamış. 1973 olmalı. Ön kapağın içinde, tarihsiz, ufak bir mektup oylumunda bir not... Mutluluklar diliyor. Beni çok sevmiş olduklarından, çabuk kaçtığımdan (mezuniyetimiz...) söz ediyor. Hep yazmamı istiyor; selam, sevgi ve özlemler... diyerek bitirmiş. Kızı “Güncem”e
adadığı 3. kitabını yine sevgi ve özlemler diyerek 10.06.1976’da
imzalamış.
Benden de sana selam
Günay öğretmen! Ben de seni (ve sizi) sevmiştim. Benim de size olan özlemim
bitmedi hiç, hep arttı. Benden de sana selam, sevgi ve saygılar... Bulabilsem
de öpebilsem ellerinden...