DAHA HIZLI – DAHA YÜKSEK – DAHA İLERİ
Gökçek ALGIN
NOT: BU YAZI SUALTI DÜNYASI DERGİSİNDE 1999 ARALIK AYINDA YAYINLANDI.
Olimpiyat oyunlarının sloganı haline gelen bu cümle 7 Kasım pazar günü
yeniden aklımıza geldi, gözümüz saatte, elimizde uzaktan kumanda aleti, tv.
kanalları arasında dolaşıp duruyoruz, aradığımız canlı yayınlanacak bir rekor
denemesi. Rekortmen sporcunun bir Türk kızı olması da son yıllarda özlemini
sıkça duyduğumuz uluslararası başarılar açısından ayrı bir gurur kaynağı, belki
biraz şovenizm kokuyor ama ne yalan söyleyelim. Nihayet o an geldi ve Yasemin başardı. Hedefi çok daha büyük, inanıyoruz başaracak. Bu konuda oteriteler mutlaka güzel yazılar yazacaklar, benim bahsetmek istediğim olay güncelliği nedeniyle biraz enteresan, günümüzden tam 86 yıl önce, Ege denizinde yaşanmış bir olay, uzun zamandır paylaşmak istiyordum, zamanlaması uygun oldu sanırım. Aşağıdaki yazıyı İtalya’da Türkçe olarak basılan bir dergiden olduğu gibi aktardım;
“ İtalyan Deniz Kuvvetleri’nin yayınladığı La Rivista Marittima dergisi,
1913’de son derece öğretici bir yazı yayınladı. “ 80m su altında çalışan dalgıç
balıkadam.” Olay bu gün dikkati çekmeyebilir, ancak o yıllarda nefessiz, dalgıç
giysisi ile korunmaksızın, ne de su üstünden hava desteği olmaksızın su altına
dalan yegane kişilerin sünger avcıları oldukları ve çalışma alanlarında su
derinliğinin de az olduğunu dikkate almak gerekir. Nefessiz dalmada ilk dünya
rekoruna 1949’da Raimondo Bucher’in 30m’lik rekoruna daha otuzaltı yıl
vardı. 1951’de Ennio Falco ve Alberto Novelli 35metreye kadar
inmişlerdi ve bu ikilinin 41 m derinliğe inmeleri için 1956’ya kadar beklemek
gerekti. 1960’da Enzo Maiorca 49m’ye 1964’de de 55m derinliğe ulaştı. Bu
gün nefessiz ‘değişken hızla’ inerek dalma dünya rekoru 131 m ile Umberto
‘Pelo’ Pelizzari’ye ait.
1913 yılının 4 Ağustos günü akşamüstü, birinci sınıf İtalyan zırhlısı Regina
Margherita, Ege’de Rodos ile Girit arasında bulunan Scarpanto adasının
Pegadia Körfezine demir atmaya hazırlanıyor. 1911’de Osmanlı
İmparatorluğu ile yapılan savaşta fethedilen Libya ve Sirenaik
bölgelerindeki birliklere destek veren donanma için son etaplardan birisi. Gemi
yavaş yavaş ilerlerken derinlik ölçme görevlisi bir süreden beri yaklaşık 30m
derinlik bildirmekte, kaptan demirlemeye karar veriyor. Bir an için zincir
halat deliğinden, dibe hiç dokunmaış gibi boşalıyor. Bir görgü tanığı,
gazeteci, ( daha sonra 1034 ve 1938 yıllarında Dünya şampiyonu olan İtalyan
milli takımının 'teknik direktörü’ ) Vittorio Pozzo olayı şöyle
anlatıyor; “ Paslı bir toz fırtınası güverteyi örtmüştü, çıpacının demir
ayarlayıcıyı çalıştırma çabaları boşa çıkıyor, demir çılgınca bir hızla sağa
sola savrularak gürültüyle suya düşüyordu. Karşı darbeyle zincir yuvasından
kopan bakla güverteye ulaşıyor ve çıkrık tamburundan kurtularak kumandan
firkateyn kaptanı Proly’ye ve manevra yerinde bulunan gabyacılara
çarpıyor, deniz gözcüsü Al Jack’ın başını sıyırıp halat deliğine girip
denizde kayboluyor. Çapa ve zincir kaybolmuştu! Güverte kan içindeydi, on kadar denizci inleyerek yerde yatıyordu, gemi komutanı ilk darde ölmüştü! ” Gemide kargaşa hüküm sürüyordu, yaralılara yardım edilmeye çalışılıyor, komutanın naş’ı kamarasına yerleştiriliyor, çapa için ne yapılabileceği tartışılıyor, eve dönecek gemicilerin nasıl alay konusu olacakları endişesiyle olaya bir açıklama getiriliyor: Çapa inmeye başlarken gemi hızlanmış çapa da dipte aniden
derinleşen bir basamağı aşmıştı. Kaza haberi çabuk duyulmuştu, zırhlı Rodos’a
uğrayıp kaptanın naş’ını indirdikten sonra Scarpontöya vardığı zaman Haggi
Statti adında, yöre denizlerinde süngercilik yapan bir garip kişi yardımda
bulunmayı teklif ediyor. Bu adam zincire bir kablo bağlayarak çapayı
çıkartabileceğini söylüyor ve 110m’ye kadar indiği, 30m’de yedi (7) dakika
kalabildiğine garanti veriyordu.
İskandil edildiğinde çapanın yattığı derinliğin 64 metreden 85m’ye hızla
indiği anlaşılıyor. Süngerciye refakat eden arkadaşları başaracağından eminler,
komutana bu adamlara güvenmekten başka çıkar yol kalmıyor, o zamlarda böylesi bir girişimi başarmak her kim olursa olsun imkansız görülse de denemesi
bedavaydı. Haggi’nin kullandığı teknik ustalıklı, bugünkü rekorlara erişilmekte
kullanılan tekniklere çok yakın ve kendisine bir dereceye kadar güvence
sağlıyor. Her dalıştan önce Haggi ağzını ve burun deliklerini deniz suyu
ile yıkayıp sık sık nefes alıyor, ( bu günkü ‘hiperventilasyon’ denilebilir)
kayıktaki iki yardımcısının çektiği ve yönettiği bir pereseye bağlı 14,5Kg
yontulmuş, yassı bir arduaz taşla dalıyor. Dalıcının sol bileği, içinde
rahatlıkla hareket edebilen bir pereseyle taşa bağlı. İnerken taşı, bir dümen
gibi ellerinin arasında tutuyor, dibe ulaştığında rahatça çalışabilmek üzere,
ayrıca bir dayanma ve ankoraj* noktası olarak bırakıyor, tekrar su üzerine
çıktığında, kabloyu çekiyor ve taşa sarılıyor, teknedeki arkadaşları büyük
kulaçlarla çekerek tekneye alıyorlar. Anlaşıldığı kadarıyla vurgun yemiyor, ne
maske ne de kazayağı (palet) taşımıyor. Haggi Statti ilk günü, indiği
derinliği giderek arttırarak idman yapmakla geçirdiğine göre çapanın bulunduğu
derinliğin pek aşinası olmasa gerek. Ertesi gün tam beş kez zincirin olduğu
derinliğe kadar inmeyi başarıyor. Taşla çekilerek 84m’ye kadar yuvarlandıktan
sonra zincire bir kanca takmayı başarıyor. Üçüncü gün 7m’ye yedi kez (7)
dalarak zincirin baklasına nihayet çelik halat takmayı başarıyor. Ertesi gün
ikinci bir halat, bu arada bir kaç metre kaldırılan zincire takılıyor ve ilk
halat çekiliyor; iş gemideki bucurgatlara düşüyor.
İşlem dört gün boyunca 45m ile 84m arasında toplam 21 dalışla (antrenman
dalışları dahil) sonuçlanıyor. Dalışlarda hazır bulunanlar arsında en büyük
şaşkınlığı ifade eden İtalyan doktor, raporunda şöyle yazıyor: “Her dalıştan
kuvvetli ve canlı bir şekilde su yüzüne çıkıyor ve bunu tekneye arkadaşlarının
yardımı olmaksızın çıkarak belli ediyor, hemen sonra burnuna ve kulaklarına
dolan suyu boşaltıyor. Haggi bütün basıncı omuzlarında hissettiğini
teyit ediyor, gözlerinde ise hiç bir iz yok. 80m’de suyun berrak, aydınlığın
çalışmaya yeterli olduğunu da ifade ediyor.” Doktor, insan vücudunun sualtı
basıncına olan direnci hususunda o zamanların resmi bütün teorilerini alt üst
eden bu olaylar karşında o kadar şaşırıyor ki, (1960’da Cousteau ekibinden
doktor Cabarrou’nun “ insan için limit 55m, bundan fazlasında dağılır”
beyanını düşünmek yeter) kendi teorisini öne sürüyor, bu teoriye göre “Haggi
Stattı dalış esnasında belki basıncın da yardımıyla suda erimiş havayı
cildiyle teneffüs etmiş olabilir” Bu teori, nefesini tutması istenen Haggi’nin
nefessiz 40 saniyeden fazla duramaması ile de destekleniyor.
Doktor muayenesine ilişkin rapor ilginç: “Muayenede hatırı sayılır akciğer
anfizemine ratlanmasına rağmen göğüs kafesinin üst kısmı sert ve dış bükey
olmakla birlikte gözle görülür boyutlara ulaşmış değil. Kalp atışları derinden
fakat düzenli duyuluyor. Nabız 80 ila 90 arası, soluk alıp verme dakikada 20
ila 22 arası. Duyma hissi bir kulak zarının tümüyle olmayışı, diğerinin kalıntı
oluşu nedeniyle son derece az. Normal ortamda nefesini tutması istendiğinde bu
şartlarda kapasitesi ancak 40 saniyeye ulaşıyor. (İşte “ciltle nefes alma
gereği” nereden çıkıyor.) Kurtarma işlemleri sırasında sualtında 1.30 ila 3.35
dakika arasında kalmıştı.”
İşte Giorgia Haggi Statti’nin, tanınmayan, basıncı ayarlamayı
bilmediği için ( hızla inişte bu sakatlığın faydasını görse bile ) sağır sünger
avcısının öyküsü bu. Bugün 85 yıl sonra bu rekordan bahsediliyor. Ve o
unutulmaz olayın 86. Yıldönümünde büyük bir modern şampiyon, Umberto
Pelizzari, bu öncüye saygı gösterisinde bulundu, dalışlarda kullanılan modern
aygıtlardan, -derin suların soğuğundan koruyan kalın neoplen tulum, kendisini
yüzeyden ayıran ummanı tırmanmakta yardım eden kazayakları- yoksun, sadece
neoplenden küçük bir yelekle, hiperteknolojik kızak- safra’dan feragat edip
yerine yontulmuş arduaztaş kullanarak 12 Eylül günü dalgıç elbiseli ve bakır
başlıklı dalgıçların bile gitmeye muvaffak olamadığı derinliklere ulaşan
Yunanlı sünger avcısının şaşkınlık verici dalışına şahit olan aynı sularda
100m’ye daldı. Bilmeden, sadece cesaretleri ve atletikgüçlerine güvenen pek az
kişiye derinliklerin fetih yolunu açan bu gösterişsiz deniz emekçisi için bir
sevgi gösterisi.”
Yazıyı hazırlarken bulduğum kadarıyla değişken hızla nefessiz dalma rekoru
131 m ile Umberto Pelizzari’ye ait. 86 yılda 47m derine inilmiş demek, aslında azımsamamak gerek. Denizalt araştırmalrının günümüz boyutlarına erişmesi hiç de hızlı olamamış, ilk kez j.Ö 4.yy’da Büyük İskender’in bir bir dalış çanıyla Akdeniz’de dalmış, 1776’da David Bushnell’ın tasarladığı denizaltı Turtle Amerikan bağımsızlık savaşında İngilizlere karşı kullanılmış, 1863 Amerikan içsavaşında David adlı denizaltı da bir gemiyi batırmayı başarmış. 1893’te yani otuz yıl sonra Simon Lake, Argonaut First adını verdiği ilk gerçek
denizaltıyı ortaya çıkarıyor, devrim 1934 yılında William Beebe ve Otis Barton’un adına Batisfer dedikleri araçla 924m derinliğe inmeleri ile başlar. Prof. Auguste Piccard 1954 yılında İtalya açıklarında Trieste adını verdiği denizaltı ile (Beebe - Barton İkilisinden farklı olarak yüzeyle hiç bir temesı olaman aracını Batiskaf olarak tanımlar) 3.170m derinliğe inmeyi başarır. Bu aşamada olay uluslar arası bir boyuta ulaşır ve bir bilimsel heyet imkansızı ister; Mariana Çukuru, Prf. Piccard’ın oğlu Jacques bir bilimadamıyla
birlikte 23 Ocak 1960 yılında Büyük Okyanus’taki 10.900m ile 11.022m arası
derinlikteki çukura 10.900 metrenin üzerinde dalarlar.
Deniz dibindeki büyük gelişmeler yaklaşık 30 yıl arayla
gerçekleştirilebilirken, 1910 yılının sonlarında başlayan modern havacılık
alanında 1960’lı yıllarda çoktan Ay’a çıkılmıştı bile, bu gün 2000 civarında
astronot ve kozmonot atmosfer dışında uzay uçuşu yaptı, 150den fazla kişi Ay
uçuşu görevine çıkmış bunlardan 100 kadarı Ay yüzeyine inmişken Mariana
çukuruna, aradan geçen 39 yıl sonra bile hala inebilen olmadı. Günümüz modern
biliminin eriştiği boyut açısından o derinliğe tekrar inmenin gereği de ayrıca
tartışmaya açıktır elbette. Bu denli zorlu bir ortamda çıtayı bir kaç metre
daha aşağıya indirmiş olmamız gurur verici. Yasemin’in de hedefi daha
büyük, başaracağına inanıyoruz.
Herkese iyi dalışlar.
KAYNAK :
Sector yıl 2 sayı 4 1999 - Milano/ltaly
Sualtı Teorisi 1998-TürkDıve Antalya
Gelişim Dünya Atlasları -2 İstanbul 1982
NOT: BU YAZI
SUALTI DÜNYASI DERGİSİNDE 1999 ARALIK AYINDA YAYINLANDI.