Gökçek ALGIN TURKDIVE- CİMA S * * Eğitmen Rehber Balıkadam
“ Evlerimizi mezar yaptık, mezarlarımızı ev
Yıkıldı evlerimiz, yağmalandı mezarlarımız
Dağların doruğuna çıktık, toprağın altına girdik
Suların altında kaldık, gelip buldular bizi.
Bozdular birliğimizi, altüst ettiler bizi
Yakıp yıktılar, yağmaladılar bizi
Biz ki analarımızın, kadınlarımızın
Ve ölülerimizin uğruna, biz ki onurumuz ve
Özgürlüğümüz uğruna toplu ölümleri yeğleyen
Bu toprağın insanları
Bir ateş bıraktık
Hiç sönmeyen ve sönmeyecek olan... ”
Olympos /
Yazır köyü Mezar yazıtı.
Uzun zamandır yazmaya çalıştığım halde bir türlü denk getirememiştim. Bu ay Ateş abinin yazısmı okuyunca artık harekete geçme zamanı diye düşündüm. Son iki yıldır, biraz da işim icabı Dünyanın değişik yerlerinde çok keyifli dalışlar
yapma fırsatım oldu. Çoğumuz Kızıldeniz’i Mısır kıyılarından biliriz. Ben Suudi
Arabistan’ın Cidde kıyısından 5 dalış yaptnn. Yine aynı Kızıldeniz, çok canlı
anlatmaya gerek yok. Bir yıl içinde iki kez gittiğimiz Meksika ziyaretleri
sırasmda da Pasifik ve Meksika Kortesinden dalma imkanı bulduk. Doktor olan
eşimin katılacağı bir kongre 1998 Ekiminde Acapulco’daydı. Yağmur mevsimi olduğundan görüş tahmin ettiğimizden daha kötüydü ancak Antalya körfezinde 5m görüş şartlarındaki dalış tecrübemiz sayesinde burada da güzel sayılabilecek bir batık dalışı yaptık. 1999 Mayıs’mda benim katılmam gereken bir kongre de
Cancun’da yapılacaktı ve aynı yolu tekrar uçacaktık, neyse toplam 19-20 saatlik
uçuş sonunda Antalya-Cancun hattını Paris-Miami üzerinden uçtuk. Miami körfezinde kötü hava şartlarından dolayı dalış yapamadık ancak oraya kadar gitmişken Orlando Water World parkmı gezmemek olmazdı.
Tek kelimeyle harika. Rehber bizi sabah dokuzda parkın önünde bıraktı ve “17:30’da alırım” dediğinde “sekizbuçuk saat burada ne yapacağız?” diye sordum eşime. Neyse yapacak birşey ktu rehber çoktan uzaklaşmıştı. Akşamüstü beşte dışarıya çıktığımızda gördüklerimize hala inanamıyordum. Hep derler ya “Amerikayı mutlaka görmelisiniz”, gerçekten öyleydi. Neredeyse abartının ucu bucağı yoktu, köpekbalığı tünelleri, balina havuzları, vatoz ve manialar, yılan balıkları, kaplumbalar, deniz ayıları, nesli tükenmek üzere olan, nehirlerde yaşayan ve Florida bölgesi için çok önemli olan deniz inekleri, yüzlerce çeşit deniz kuşu... Yunusların ve fokların yapmadığı şov yok, aslında bunların hepsi Avrupa’nın ünlü büyük akvaryumlarında da görüleblilir ancak Kuzey kutbu atmosferinin yaratıldığı, içinde kocaman bir karaya vurmuş gemi, bilimsel araştırma merkezi ve “havuzunda” yüzen iki büyük beyaz balinanın
olduğu üzeri buzdan bir çatıyla örtülü bölüm bana, tamam artık bunun ötesi
olamaz dedirtti. Ama vardı burası Dünyada köpekbalıklarının üreyebildikleri ilk
akvaryum. Dünyada sadece iki akvaryumda köpekbalığı üreyebilmiş, ilki burası
diyeride Avrupadaymış.- yanılmıyorsan Stutgart Hayvanat Bahçesi- Ertesi gün bir
sekiz saat de “Magic Kingdam” adlı gölgede geçirmiştik.
Cancún’a iki saate yakın uçuşumuz sırasında hala oraları konuşuyorduk. Cancún’a inice ilk defa havalimanından çıkmadan otel, dalış, gezi turlarımızı bagajımız bekleme salonuna gelmeden halletmiştik. Burada ödediğiniz paranın içinde havalimam- şehir ulaşımı bile dahildi. Güzel bir organizasyon. Ertesi sabah ilk işimiz dalış teknesini bulmak oldu, güzel bir görüşte Kızıldeniz kadar olmasa
da oldukça canlı bir dip yapısı ve akıntı. 60 dakikalık dalıştan çıktığımızda teknemiz olması gereken yerde değildi, ya da biz .
Rehberin söylediğine göre hava tüketimimiz iyi olduğundan dalış parkurunu
uzatmış akıntıdan dolayı teknedeki görevli bizi takip edememiş. Yukarı çıktığımızda zaten o bölge Londra asfaltı gibiydi, ilk tekneye “otostop” yaptık, bizi
topladı. Dönerken bizim tekne karşımızdan geldi, tabii patronlarından güzel bir
fırça yediler. Güzel dalışlardı, neyse benim asıl anlatmak istediğim öyle
saatlerce uzaklardaki merkezler değil, kelimenin tam anlamıyla burnumuzun
dibinde.
Dağların Anadolu insanı üzerindeki etkisi çok büyüktür, nasıl olmasın ki; Kudüs’ün tüm göksel dinlere, kutsal tapmaklara otağ olmuş “Haram-i Şerif’ i Moriah Dağı adında bir kayadağ üzerindedir, İbrahim, İsmail’ini kurban etmek için buraya getirir. Süleyman tapınağmı buraya kondurur. Ve Muhammet göklere yükseldiğinde son kez buraya, “Hacer-i Muallak”a basar ayağını. Bu Kudüs kayalığı “evrenin göbeği” bilinir ve insanlığın “en simgesel yeri” olarak saygı görür. Musa’ya On Emir Tur’da gelir, Muhammet’e ilk Hira’da “oku” denir, ikisi de dağdır. Bütün bu olanlarda çok daha önceleri Anadolu’da yaşayan diğer hemşerilerimiz gibi Lykia’lılar da yörelerindeki pekçok dağı kutsal saymışlar hele bir tanesi var ki, herkes onun kendi yaşadığı yerde olmasını istemiş adı Olympos. Sadece Türkiye sınırlarında 7 adet aynı adlı dağ var.
Bütün mitolojik tanrıların babası Zeus’un sarayının üzerinde olduğuna inanılan kutsal dağ. Tanrıların arka bahçesinde, kanatlıat Pegosos’a binebilen tek kişi, -Luwi beyi kahraman Glaukos' ı oğlu- Bellerophontes’in, ağzından alevler saçan
canavar Khimaira’yı öldürerek uçurumlarına attığı dağlardan hala eteşler
çıkarmaya devam eden Yanartaş -Çıralı- Chimaira. Olympos’un
M.Ö. 5.yy da asıl yerleşime başlanarak, kısa süre sonra Lykia komfederasyonuna
bağlanan kent M.Ö. 78’de korsanların bitmek rükenmek bilmeyen saldırılarından
Romalı komutan Isauricus sayesinde kurtulur. Bizans döneminde de
imar edilerek günümüze dek pek çok kalıntı bırakmıştır. Daha sonraları
Ceneviz’lilerin hakimiyetinde korsan üssü olarak kullanılan tabii limanı
nihayet Osmanlılarm Akdeniz’de hakimiyeti ele geçirmelerinden az öncesine kadar kullanılmış Cenevizlilerin bölgeden temizlenmesinden sonra kent önemini
yitirmiş ve doğal afetterle yerle bir olmuş. Bugün tabiyatm yeşili tarafından
yutulmuş ama ihtişamını, güzelliğini peçesiyle örten bir kadın gibi, bakmasını
bilenlere sunmaktan geri kalmayan bir liman şehridir Olympos.
Hemen yambaşında Çavuşköy, eski adıyla Adrasan - Adrasawana- Koyu.
Antalya’dan yaklaşık bir saatlik uzaklıkta Kaş, Fethiye, Çeşme misali dalışlar,
görüş 40m, balık mı ? Ne ararsan, mercan çok az, anforalar daha hiç ellenmemiş
desem yalan olur ama hala herkese yetecek kadar var -yani sadece bakmak için- dahası biraz dikkatlice bakarsanız antik cam külçeleri bile bolca görebilirsiniz. Cam batıkları arasmda görülen külçelerden.
Antalya’nın batısında Finike-Kaş yoluyla kırkbeş dakikalık mesafede 73Km sonra deniz kıyısından yükselen yolun bütün Olympos dağım ve Adrasan koyunu gördüğü noktasından güneye, sola yan yolla saparak 22Km daha, yaklaşık onbeş-yirmi dakikalık dar, asfalt, orman içinden yapılan yolculukla tekrar deniz kıyısına
iniyor. Anayol üzrinde ilk görülen “Yanartaş-Çıralı 1 İKm” levhasından üçyüz metre kadar sonra görülecek “Çavuşköy-Adrasan 15Km” levhasından sapmak lazım. Köy meydanı tam 15Km, beş Km de sahile kadar sürüyor. Batıda Kuz Dağı ile Şapşal dağları, kuzeydoğu yönünde Musa Dağı arasına sıkışmış, ince uzun bir ovadır Adrasan. Sahilde çok güzel bir kumsal güneşlenmek isteyenlere hizmet ediyor. Doğal denge bozulmadan -gerçek anlamda bozulmadan, aynı sözü Güney Antalya Sahil Turizm Projesi için de söylemişlerdi sonuç ise rezalet oldu- yörede oba olarak anılan sadece ahşap kullanılarak yapılan bungalovlarda ya da 6-9 Milyon arasmda iki kişilik kahvaltı dahil pasyonlarda geceleme imkanı var. Teke
Yarımadasının ucunda bulunan, doğuda Adrasan Körfezi, batıda ise Karaöz Körfezi arasmda denize dik olarak, ince uzun bir şekilde uzanan Gelidonya burnu, Lykia dilinde “Kaelidon-Kırlangıç” dan türemiş olup, Kırlangıç Yurdu anlamındadır. Eski Türk gemicilerinin haritalarında ve yöre halkı tarafından da Kırlangıç Burnu
olarak anılır. Gelidonya burnunun güneyinde peşpeşe sıralanmış Beşadalar,
Karaöz körfezinin batısında Gagai antik kentinin önemsiz sayılabilecek
kalıntıları Yenice Köyü yakınlarında görülebilir. Adrasan Köyü 11 .yy dan
itibaren yöreye gelen Türkmen Yörüklerince, sahilden 5Km içeride kurulmuş,
bugüne değin hiç terkedilmemiştir. Günümüzde bir kaç Kıbrıs göçmeni de köyde
yaşamaktadır.
Biraz da Pandalardan bahsedelim. Sokakdaki vatandaşa, “Panda nedir T deseniz en azından nesli tükenmekte olan bir ayı cinsi der, hatta Çin’de yaşadığmı
söyleyecekler bile çıkar. Peki sadece Akdeniz’de yaşayanlara “Akdeniz Fok’u
nedir?” deseniz kaç kişi cevap verebilir bilmiyorum ama bildiğim, Adrasan’da
bir dalış merkezinin logosunda bir fok kullandığı.-Aslında bütün Akdeniz’de
bulunan dalış merkezlerinin bir foku Sadafag projesi çerçevesinde evlat
edinmesi gerekli diye düşünüyorum- Bu duyarlılığı gösteren, dalış kulübünün
sahibi Mediha, benim Finike’den çocukluk arkadaşım, ailesi ile uzun yıllar
Almanya’da kaldıktan sonra Mısır’da rehberlik yaparken tanıştığı PADI-BARACUDA eğitmeni olan Holger ile evlendi. 1997 de Bodrum’daki Rehber Balıkadam kursunda artık Türkiye’de bir dalış merkezi kurmak istediklerini anlatmıştı. Dediğini yaptı, bir Akdeniz Fokunu dalış merkezinin logosu haline getirmiş, hergün daldırkları insanlara bütün gördükleri güzelliklerin -mesela orfozların, siyah mercanların- bir gün yok olma tehlikesi içine ''eceklerini hatırlatıyor.
Holger on yıldan fazla bir süre Kızıldeniz’de eğitmenlik yapmış, öğrencileri tarafından mükembel bir eğitmen olarak tanınıyor. 10 takım malzemeleri var hepsi de 1,5 yaşında, 34 adet 12Lt’lik çalik tüplerle dalış yapılıyor. Adrasan’dan dalış noktaları çok yakın, genellikle koyun içinde dalıyorlar. Gerçi pek fazla dalışa
serbest noktaları yok fakat olanlar onlara yetiyor. Tekne 20m den uzun 8-9
yaşında gırgır teknesi, teknenin Finike limanına ilk geldiği günü hatırlıyorum,
kaptanı Yavuz Kaptan’mn babası da -Cibil Ahmet- dedemin kaptanlarındandı.
-Dedem Mustafa Reis’in Girit’ten dönerken getirdiği üç adet mavnası ile bütün
Akdenizde kürek sallamışlardı- Mediha ve Holger özellikle kalabalık Mısır
dalışlarından bıktıkları için oldukça sınırlı bir çalışma alanı seçmişler,
böylece en fazla 15 kişilik guruplarla bir aile dalış merkezi niteliğinde
dalışlar yapıyorlar. Bölgeyi çok iyi biliyorlar, Holger her balığın yerini
öğrenmiş, baktığı her kayanın altından bir scorpit çıkıyor, poz veren mürenler,
sadece söylediği saatte görülen orfozlar, bazen de sürpriz caretta carettalar.
Görüş mükemmel, çıkışta teknede sıcak elma çayı sizi bekliyor. Dalıcıların
hemen hepsi yabancı, çoğunluk Alman tabiiki. Alman dalış dergilerinde
reklamları var. Adrasan’a gelenler bir . Üç gün kalıyor herbiri ile
ilgileniyorlar, biz oradayken direkt İran’dan gelen bir aile vardı. Alman bir
aile de güç bela 3 haftalık tatillerine bir hafta daha eklemeyi başardılar, ülkemizdeki terörle savaş olduğu gerekçesi ile can güvenliklerinden korkanlara nisbet edercesine. Bölge tam bir SIT alanı olduğundan dalışa serbest bölge çok az, ancak bu kadar dar alanda otuza yakın ayrı dalış noktası var. Balık yuvası
kayalıklar, sarp duvarlar, yumuşak eğimle alçalan yamaçlar, istenilen
derinliklerdeki kovuklar, mağara olarak adlandırılan doğrusu kovuk
denilebilecek, bazen iki ucundan da girilebilen, içinde ışığın kaybolmadığı
holler, hele bir de içinde binlerce yarasanın uçuştuğu Yaraşalı Mağara var ki
muhteşem. 16m derinlikte tabanı olan 12m’den itibaren girilebilen 1 Om
yükseldikten sonra sudan çıkılabilen bir girişi var. Sudan çıkınca yarasalar
sizi bekliyor, tavanda onlarcası bir arada kıpır kıpır, karanlıkta bir cümbüş,
fenerlerinizi kapatıp giriş ağzına bir bakın, lOm altınızda, 20-30m ileride
üçgen şeklinde, mavi-turkuaz renkte bir manzara göreceksiniz. Çıkış ağzı 20m
ileride su kesiminin İm kadar üzerinde kalıyor, zaman zaman da su yükselince
burası kapanıyor ve yarasalar içeride kalıyor bir süre. Daha birçok nokta var,
Hacivat kayalığı, Tuzlu Ada, Büyük kayalık ilk akla gelenler. Bu dalışlar için tekne sabah gidip öğlen dönüyor, 15- 16:00 civarında tekrar çıkılıyor ve 18:30 limana dönülüyor. Üçadalar’a gidilecekse yolculuk 1 saat 45 dakida sürüyor, bu yüzden dalış tüm günü kapsıyor. İlk dalıştan sonra yemek ve yüzme faslı ve tekrar ikinci
dalışlar başlıyor yine saat 18 civarında limana dönüş. Geceleri de Holger’in
Kızıldeniz, Akdeniz ve diğer dalış merkezlerinde çektiği sualtı video görüntüleri
ve saydam gösterileri eşliğinde eğitimler devam ediyor, bolca yerli ve yabancı
kaynaklı yayınlar ve sualtı dergilerini bulabilirsiniz. Merkezin tek
tuvaletinde bile -rahatlıkla dergi okunabilecek kadar temiz -Tauchen dergisinin
Julli 99 sayısı sizi bekliyor.
Dikkat!!!
çöplerinizi sakın yere atmayın, Akdeniz bölgesinin belki de en temiz beldesidir
Adrasan. Belediye ve halk çevre konusunda çok duyarlı. Belediye çöp toplama
noktarmda organik atıklar için ayrı, ambalaj atıkları için ayrı kutu koymuş, halk
buna uyuyor ancak ziyaretçiler aynı özeni göstermiyor ne yazıkki. Yine de çevre
görmeye alışık olmadığımız kadar temiz. “Beydağları Olympos Milli Parkı”
sınırları içinde kalan bir beldeye de bu yakışır. Ne yazıkki bütün bu
anlatılanları belgeleyecek sualtı fotoğrafı çekemedim, makinemde bir arıza
vardı. Sonra da düşündüm ki, tembellik edip dergiden seyredeceğinize buyurun
gelin kendilerini sizlere gösterelim. Ben de bolca kara fotoğrafı çektim.
Ulaşım ve konaklama için Mediha ve Holger her türlü yardımı yapmaya hazır,
TURKDIVE olarak bizler de bu yöredeki dalışlarınızda yardıma hazırız. Daha
sezon bitmedi, Kasım ortalarına kadar buralarda zevkli dalışlar, serin havada
güzel geziler, meşhur Akdeniz akşam sefaları, hoş sohbetler yapılır. Geç
kalmadınız.
Kalın sağlıcakla.