ANADOLU

KONU: ANADOLU'DA ARKEOLOJİ VE TARİH

ARKEOLOJİ VE TARİH

DERLEME: Gökçek ALGIN

Heyecanlanmayın, sualtı arkeolojisi değil  maalesef,  ne de olsa sualtı arkeolojisinin bütün öğeleri bir zamanlar su üstündeydi.  UTED –Uçak Teknisyenleri Derneği -dergisinin Ocak 2001 sayısında bir yazım
yayınlanacaktı, mesleki yayınlar içinde gerçekten çok kaliteli bir dergi ve
zaman zaman da olsa böyle bir dergide birkaç satır bir şeyler yayınlayabilmek
çok keyif verici doğrusu. Ocak sayısı diyorduk, sonunda elime geçti ve çabucak
kendi yazımı buldum dizgi hatası var mı diye kontrol ettim, bir kaç tane vardı
tabii ki, neyse deyip dergiye şöyle bir göz attım ve bir yazı gördüm, ilginçti.
Dikkatle ve zevkle okudum, ama garip bir his bürüdü içimi, sanki bedenime tam
uymayan bir üniforma giymişim gibi hissettim kendimi, sonra bu iş böyle olmaz
dedim kendi kendime, bir şeyler yapmalı, yazmalı, orada yazanlar tamamıyla
doğruydu ama eksik olan bütün bunların kaynağının Anadolu olduğunu yazmalıydım. Anladınız sanırım konu Yunan Medeniyeti üzerineydi. Ama nasıl, nereden başlamalıydı, İsa'nın doğumundan 20 yüzyıl önce İndo-Germen kökenli Hitit'lerin tarih sahnesine çıkıp, yaptıkları işlerle, İsa'nın doğumundan 20 yüzyıl sonra hala aynı topraklarda yaşayan bizleri bir araya nasıl kaynaştırmalı, bir yanda Yüce Olympos (l), bir yanda Gılgameş, bir yanda Kubana, bir yanda Kibele, karşılarında zavallı ben.

Başladım kitaplığımı karıştırmaya. Ve birden mutlu oldum, yıl l965, 29 Haziran tarihli bir mektubunda Halikarnas Balıkçısı Cevat ŞAKİR'in, bir dostu olan Can MUKADDER'e yazdığı mektup(2) beni çok sevindirdi, çünkü, 2-6 Eylül tarihleri arasındaki Bürüksel Ozanlar Konferansı'nda bir söylev vermek üzere çağrıldığını ve konusunun da; “Batı Anadolu medeniyetinin Avrupa'ya ve özellikle Fransa'ya olan etkisi” hakkında olacağını yazıyor, fakat nereden ve nasıl başlayacağını kararlaştırmakta zorlanmış ve şöyle bir program hazırlamış, kendi kaleminden aynen alıntı yapıyorum: "Ak denizden söz etmeye başlarım sonra günümüz medeniyetinin kökü olan experimentale sciance (deneysel bilim) tarihinde ilk önce nasıl Anadolu' da başladığından söz ederim. Bunlar uydurma şeyler değil. Yani propaganda değil sapasağlam gerçek. Sonra fennin çeşitli şubelerinin Anadolu'da nasıl geliştiğinden. Mesela Hipokrat'tan, Gallenderi’ya ya "tıp" medicine'den. Başka bir yerde bunun gibi bir şey yoktu. Sonra İ.Ö. beşinci yüzyılda urbanizmin (kentçilik) Anadolu'da nasıl başladığından, fonctionnel urbanizme (Anıtsal Kentçilik demiş Balıkçı, Süslemeci kerıtçilik de denilebilir) Milet şehrinin yarısı, Priene'nin bütünü, bu urbanizme göre yapılmıştır. Sonra Bergama'da Ornamental Urbanizme icat edildi. El'an bu modem Urbanistler bu iki ekole ayrılmışlardır. Scientifique Sanitaire (Bilimsel sağlık) tertibatlar alınmıştı, lağamlarla. Oysa ki Atina' da lağam yoktu Socrate kilotunu kaldırır "cheo!" der sokağın köşesine yestehlerdi. Onun için sık sık peste (veba) olurdu., pestin durdurulması için insan kurban edilirdi tarihi devirde bile. Hatta Roma lağımı Anadolu'dan göç eden Etrüskler'den öğrendi, onun için "Cloaca Maxima"
inşa ettiler. Neyse bu babda söylenecek çok enteresan şeyler var...Anadolu'da
kadınlar tahsil gördü. Onun için kültür sahibi kadınlar hep Anadolu’dandı. İlk
genç kadın amiral 20 yaşında Artemisia-Kalikarsas Kraliçesi- Salamis
muharebesinde doğrudan doğruya kendi filosuna kumanda etmişti. Bir çeşit üstün Jean darc. Pericles'in Hetar’ıi, Milet'li Aspasia, Pericles onumla
evlenmek istiyordu ama evlenemiyordu, çünkü bir Atina'lı ancak Atina'lı bir
kadınla evlenebilirdi. Adam Atina konseyinin önünde ağladı da, özel olarak
müsade ettiler evlenmesine. Sonra Lesposlu Sappo. Bunlar hep Anadolu'lu.
Bunlar ve bir çok daha olaylar, tarihi gerçeklerdir. Sonra Hıristiyanlık' tan
bahsederim, ilk yedi kilise Anadolu' da kuruldu...Bittabi Marsiglia'yı,
Antibes=Antipoles, Agde=Agate
daha bir çok Fransız şehrini Anadolu'dan
giden Foça'lılar kurdu. Foça'lılar Anadolu'dan ayrılmazdan önce
hangi tanrıçanın korumasında, himayesinde gitmeleri gerektiğini oracl 'den ( bilici) sordular, Oracle'de Ephese Artemise'inin diye cevapladı. Artemis bir trinite'dir. Yani Vierge, femme et mere (bakire kadın ve ana) Bu anlayış Hıristiyanlığa da geçti ve "Les trois Maries de Provence" (Provance'in üç Marie'si) ya da "Les trois Maries de la mer" (denizin üç Marie'si) oldu. Üç'ler
sonradan kuşkulu bir şekilde Mrtha ve bir Sara ilavesi ile beşe
çıkarbldı. Bu üçleme Hıristiyanlıktan önce Arles' da Aliscamp'da bulunan mezar
taşlarının yazıtlarının Hıristiyanlıktan soma Hıristiyanlaşmasından
gelmektedir. Bilirsin Anadolu’dan giden bir şey olursa kekliği kovalayan av
köpeği gibi koklaya koklaya nereye gittiğini izlerim. Eski bir Anadolu adetine
göre, ölü bir kayığa bindirilerek ve ölünün yanına "drue de mortiage" denilen paralar konarak, kayık Rhone nehrinden yüzdürülerek Aliscamp Mezarlığına götürülürdü. Alis=Elisse' dir. Aliscamps "Champs Elysee" dir. Elisee kahramanlann götürüldüğü cennettir. Bir çeşit Alman Valhalla' sı gibi. Orası kızılağaç ya da akçaağaçla gölgelenmiş cennet gibi bir yermiş. Şimdi bu ağaçların adı Alis ya da Alisier' dir. Dauzat'n etimolojik sözlüğünde Alis ya da Alise, hoş
gölgelik bir su kenarı demektir. Söz asıl Anadolu'da Halys nehrinden yani
"Kızılırmak" nehrinden gelmektedir. Ve sözün origini çok prehelenikdir (Helen öncesi dönem) Elise bizim Kızılırmak'tır. Bu kökten bir çok şehir adları vardır...Elysee sözü Kızılırmak'tan geliyor, yani Halys ya da Alyise'den. Nitekim
ki Homerik anlamı ile Elyseennes (cennet) çok uzun be(e) ile
yazılmıştır. Kızıl Irmak’ın Karadeniz'e döküldüğü yerde Aliassus şehri
vardı. (assus'la biten her yer ismi preheleniktir. Pannassus, Assus,
Halicarnassus
gibi) Fransa'nın Fransızları hep Anadolu hatırası - Foça'lılardan
gelme- Elisse de Aliscamps' da gömülmek istiyorlardı. Konferansımın
sonuna bunlardan sözedeceğim, Anadolu Fransızların yabancısı değildir deye.
Hatta Reeine de printemps denilen kraliçe, Anadolulu Cyhele'dir. Ağaç Altis'dir Çünkü Sangarius'un yani Sakarya nehrinin peri kızı Nana' kıskandığı için Attis çam ağacına çevirmişti. Sonra gene diriltti, onun için "Rein"in yanındaki genç de Allis'dir.

Anadolu'lu Adonis yani. La France "Marienna"a gelince. Sümer dilinde “ama" ana demektir. "Mari - Ma-ri" çocuk getiren, doğuran ana demektir. Bu söz "rim" (yani
çocuk doğuran'ın kısası). Mari tanrıça idi bu sebepten Firavni'ler Kıbrıs'a
İ.Ö. yıl 1000'de Ay -Mari adını verdiler. (Bu tanrıça Mari'nin şehri vardı Fırat Üzerinde. Bu şehir 1800 İ.Ö. Hammurabi tarafından zapt edilmişti.) Bu tannçaya ithaf edilmiş Minoen Giritte'de Amari şehri vardı, işte bundan dolayı, Marianne, "Göklerin çok doğurucu anası' dır" Bu söz, Miriam, Marian ve bir de Mariandyne de olur. İlyada'da Myrrhine Amazon kraliçesinin adının da bağlantısı var bu söze,
Myrrhine olur. Greekler bunun önüne "S" koymuşlar, olmuş Smyrina
yani İzmir, bir apellatifdir (adlandırma) ... Eh konferans vermesek de, bu söz sana bu mektubu yazmama vesile oldu. Sevimli yüzünü öper, candan merhabalar.
Cevat Şakir(3)

NOT: Konferans bir saat bir çeyrek yeter, isterlerse üç saat konuşurum." 

Ağzına sağlık Büyük Balıkçı. keşke sağ olaydın da konuşaydın  kimbilir daha neler anlatacaktın. Ben bu mektuba bir kaç satır eklemek istiyorum. Amacım şövenist bir yaklaşımla, kafatasçı bir mantık yürütmek değil, sakın yanlış anlaşılmasın.



YILLAR SONRA. ÖZELEŞTİRİ

Batı, işine öyle geldiği için, tarihe dürbünün tersiyle bakmış, gerçekleri ters yüz
etmiş. Yüz,yıllardan beri bir masal uydurmuş, kendisini, hele dünyayı ve bizi
de buna inandlrnnştJr. O masala göre, anavatan Helenistan' dan Anadolu'ya gidenler, Ege'de ve Batı Anadolu' da koloniler kurmuşlar. Bunlar, daha bereketli
topraklara kavuşmak için gitmişler. Orada bolluk ve mutluluğa kavuşmuşlar,
anavatandan daha ileri bir uygarlık kurmuşlar. Böylece, Anadolu kültür ve
uygarlığı Helenistan'dan gelmiş olanlarca kurulmuş, Atina kültür ve
uygarlığının da onun doruğa ulaşmışı olduğu anlatılmak isteniyor. 5.yy'da elli
yıl kadar süren ve bir saman alevi gibi parlayıp sönen döneme de "Greek
mucizesi" denilmektedir. Oysa Helenistan' dan Anadolu'ya gelmiş olanlar,
uygarlık getirmemiş, aksine Anadolu'nun çok eski ve yüksek uygarlığında adam
olmuşlardır. Hele Ionya’lılar, dilleriyle ve her şeyleriyle Anadolu'nun
yerlisidir.  Helenistan'da özgün ve esaslı bir şey yaratılmamış, ne varsa hep Anadolu' dan gitmiştir (4)

"ASlA" YA DA "ANADOLU"

Anadolu'dan ilk söz eden imıir'li büyük ozan Homeros
olmuştur. Bir Anadolu destanı olan İlyada'sında ona "Asia" diyor.
Unutulmuş bir Anadolu dilindendir bu sözcük. Sonrada büyük kıtadan Anadolu'yu
ayırt etmek için Küçük Asya anlamında " Asia Minör" denildi, hala
kullanılıyor. Bizans zamanında başkent İstanbul' a göre güneş Anadolu yönünden
doğduğu için Greekçe şafak, güneşin doğduğu memleket anlamında
"Anatole" denilmeye başlandı. Türkler de bunu küçük bir değişiklikle Anadolu diyerek kullanmaya devam ettiler. Onu böylece benimsemeleri oldukça anlamlı ve yerindedir, Çünkü çok eskiden Ana Tanrıça Kibele - Cybele- aynı zamanda bereket Tarınçası idi. (5)


UYGARLIK MI?

Yazıyı ilk kullananlar Sümerler ve Mısırlılardır. Bu yüzden en eski
uygarlıkların Mezopotamya'da (Irak'ta Fırat ve Dicle nehirleri arsındaki bölge)
ve Mısır'da gelişmiş oldukları sanılıyor ve İ.Ö. 5000 yılı aşmıyordu. Anadolu'daki
uygarlığı ise 3000 yıldan öteye çıkarmıyorlardı. 1962 yılında Konya'ya 50km,
mesafede. Küçük köy yakınlarındaki Çatalhöyük’te yapılan bilimsel kazılarda,
İsa' dan 7000 yıl önce kurulmuş bir kentin ören yeri ortaya çıkartıldı. Halkı
çağdaşlarından çok ilerde, yüzlerce ev ve binlerce kişilik, şehir uygarlığının
beşiği bir kasaba idi bu ören. Bundan 9000 yıl önceki insanların yaşadığına
değgin, şimdiye dek elde edilmemiş bilgileri ortaya koyuyordu bu bulgular.(6) (İngiliz arkeolog James MALLART'ın başkanlığında, Danimarka Ulusal Müzesinden Dr. H HELBACK, Birmingam Üniversites'inden Mr.Todd, Edinburg Üniversitesi 'nden Miss Greiff, mimar Mr. ALCOCK, ressam Mr. HUXTAlL ve İstanbul Üniversiteis'nden Bayan Birsen GÜLOĞLU ile Meryem CENANİ MELLRT 'tan oluşan bir uzmanlar kurulu tarafından yapıldı.)


Batılı bilim adamlarında da panik başladı, nasıl başlamasın ki. O güne kadar kent kültürünün merkezi Önasya, Mezopotamya kabul edilirken, 4-5 bin yıl farkla Anadolu Yaylası'nda çok daha üstün bir uygarlığın varlığını, hem de kendi kazılarının sonunda kabul etmeleri gerekecekti, ya efsanevi Greek Uygarlığı!!! Çatalhöyük kazılarının  yanında bir çocuk kadar gençti artık.

"Orada, daha yedi bin yıl önceleri bile, şaşılacak kadar ileri bir kentleşme düzeyine ulaşılmıştı. Çok zengin bulgular ve resimler, mezarlarda Tanrı ve Tanrıça heykelleri vardı. Bunlar kilimler üzerinde de gösterilmişti. Epey büyük bir
halkı barındıran ve her bakımdan tam gelişmiş bir kent idi. İnsan toplumunun
gelişmesinde şaşılacak bir evre teşkil etmektedir, Orada yaşamış olanlar, uygar
insanların meydana çıkışının orta yolundadır. Bu kent Mezopotamya'nın ünlü
sitelerinden 3-4 bin yıl ilerisindedir." (James MELLART, Çatalhöyük kitabının
yazarı, S.9) Bütün bunlar Avrupalıların inandığı gibi, uygarlığın Anadolu'ya
sonradan gelmiş olmayıp, aksine Anadolu' dan Dünyaya yayıldığı yönündeydi,
Anadolu cilalı taş devrinin en eski izlerini bu kentte ortaya koyarken İsa' dan
6000 yıl önce, kendi çağındaki Dünya uygarlığından iki devir öncesinin kalıntılarına sahipti. Dünya taş devrini yaşarken Anadolu cilalı taş devrini yaşıyordu. Kısa bir süre soma Burdur'un Hacılar Köyü'nde bulunan bir köy kazılarında elde edilenlerle İ.Ö.5000 yıl önce yaşamış Hacılar halkı öyle üstün sanat eseri heykelcikler bırakmışlardı ki o çağın hiç bir uygarlığında şimdiye dek
rastlanamadı. Çok geçmeden l985'te Diyarbakır'ın Ergani ilçesi yakınlarındaki
Çayönü Tepesi kazılarında da bilinen tüm arkeolojik değerleri alt üst eden
boyutlarda bir yerleşim yerinin varlığı ortaya çıkartıldı. Prf. Halet ÇAMBEL
ve Amerikalı Prf. Braidwood ile birlikte 20 yıldır burada kazı yapılıyordu ve günümüzden 9500 yıl önce yaşamış insan toplumlarının yarattığı
uygarlığın kalıntıları ortaya çıkarttı. Bununla da bitmedi Malatya
yakınlarındaki Cafer Höyük'ten çıkanlar Çayönü buluntularıyla büyük benzerlik
gösteriyordu, buysa o boyutta gelişmiş başka merkezlerin de varlığını ortaya
koyuyordu, bütün bunlar Anadolu'nun uygarlığın beşi olduğunu kanıtlıyor fakat o
uygarlıkların neden ve nasıl ortadan kalktıkları hala bilinemiyor. Anadolu bir
geçit yeri olduğundan, bütün tarihi boyunca hep istilalara uğramış, yakılıp
yıkılmış, nice uygarlıklar gelişip serpilememiş, Çatalhöyük , Çayönü ve Hacılar
için de böyle olmasaydı yazılı kültür dönemi, Sümer ve Mısır' dan çok önce
Anadolu' da başlayabilirdi.

GREEK MUCİZESİ

Batılılar tamamıyla ayrı bir kültür olan Anadolu kültürünü, Atina Kültür ve uygarlığına bağlamaya ve bunu da onun bir devamı gibi göstermeye çalışırlar. Batı değerler sisteminin beşiği saydıkları Atina Uygarlığına da üstün bir değer vererek, Anadolu uygarlığım suskunlukla geçiştirirler. Onlara göre Anadolu Atina'nın yankısıdır, oysa gerçek tam tersidir; Atina Anadolu'nun yankısıdır, İon
uygarlığını Anadolu'ya bağlayan, hatta kökleyen bağlar, yadsınamayacak
güçtedir. Homeros'un Troya'sında, Güney Kapısına çıkan ana caddede bir kanalizasyon sistemi görülmektedir. Arkeolojik sıralamada 7.Troya'nın l. katmanı olan kent, Akhalar (Helenlerin ekinsel olarak ataları denilebilir)
tarafından İ.Ö.l250'lerde yıkıldı. Bu bize Anadolu'da İ.Ö 2. binlerde kanalizasyon
kullanıldığını gösteriyor ki aynı yıllarda Yunan Uygarlık Mucizesi'nin merkezi
Atina'nın adı bile bilinmiyordu. Socrates, Platon ve Aristotales'in yaşadığı
M.Ö.4 ve 3.yy da Atina' da kanalizasyon bilinmiyordu ta ki Romalılar gelinceye
değin. Helenlere Greek dediklerinden, buna Greek Mucizesi de derler. Gerçekte
bir mucize var, ama o bir Anadolu mucizesidir ve işte buna "Yunan
mucizesi" denilse yeridir.

"Yunan"
adı etimolojik olarak "İon" dan gelir ve yalnızca Türkçe’yle bu dilin
etkisindeki bazı Müslüman ülke dillerinde kullanılır. Oysa Helen ekini ile İon
ekini, birbirlerinden özü bakımından çok farklıdır. Her ikisi de tek bir
ekinmiş gibi düşünmek, hele hele bunu "Yunan Ekini" olarak
adlandırmak bütünüyle yanlıştır.
(7)

SONSÖZ:  ION, HELEN, GREEK ,DOR, AKHA, DANOA, MINOEN . HEMSERIM

Bu sözcüklerin üzerinde biraz duralım. Hella, şimdiki Yunanistan'ın Tesalya'sında
bir yerin adıdır. Sonradan bu adı Yunanistan anlamında kullandılar, Helen ise Hellaslı demektir, şimdiki Yunanistan ve halkı. kendileri için bu adları kullanırlar. Batılılar ise Yunanlıya Greek, Yunanistan' a da Grece der. Bir zamanlar Romalılar İtalya'nın güneyindeki bir Yunan koloni halkı için bu adları kullanıyorlardı. Kaldı ki bu anlatımlar pek eski sayılmaz. Homeros, Helen diye bir kavram bilmiyor. Yunanistan'dan gelen savaşçıların hepsine birden bu nedenle Helenik demez: adlarıyla Akhalar, Argoslular, Dorlar.. diye ayrı ayrı söz eder. Böyle bir ad Homerostan çok sonra uyduruldu, o Yunanistan'da bulunan Argoslular'la Akha ve Dorları Anadolulu Ionlarla aynı soydan saymıyor. Ion, Eol ve Dorların, Yunanistan'dan lehçeleriyle birlikte Anadolu’ya gelip yerleştiklerini bilmiyor dolayısıyla hiç anlatmıyor, böyle bir istila olsaydı herkesden önce onun haberi olurdu ve yazardı. Kendisini ve Ionları Anadolulu, Ion lehçesini de Anadolu lehçesi sayıyor. Bir çeşit Greekçe konuşan Troyalıları da Yunanistan'daki Akha, Danoa ve ArgosIuIar soyundan saymıyor. Zaten bu Akhalarla Argoslular, Troyalılarla savaşıp kenti yok edenlerdir. Ionlara gelince, bu ad da Greekçe değildir, Atina'ya savaşa giden Persler (İranlılar) ilk kez bu adı "Yauna" şeklinde
kullanmışlar, daha soma "Iyavon" sonra da lon şekline dönüşmüş,
bundan da Anadolu halklarınca Yunan ve Yunanistan sözü uydurulmuştur. "Her
şey Ionyalıarın doğudan öteki gruplarla birlikte geldiklerini, onlarla karışarak
özgül bir Anadolulu olan o atalarımızdan bize kalan parlak mirası da onlara
hediye etmiş oluyoruz.” Cevat Şakir KABAAĞAÇLI yani Büyük Balıkçı, Halikarnas
Balıkçısı, Anadolu'nun Sesi isimli kitabında; "Helen dilinin Anadolu yerlisi olup, Anadolu asıllı Minoen, Girit, Likya ve Lidya dillerinden yararlanarak en yüksek katına yine Anadolu'da ulaştığını söyler, günümüz Greek'çesindeki üzüm, incir, ve zeytin adları, bir çok coğrafi adlar da dilin Anadolu kökünden gelmedir" der ve
bu yaklaşımı hiç bir batılı bilim adamı çürütememiştir bu güne değin. Fakat
hala l960 yılında yayınlanan Fransızca Grand Larous’e Encyclopedique' de
batılı düşünceler bütün bu gerçeklere rağmen 
bilinmek istendiği gibi yayımlandı, daha da kötüsü aynı ansiklopedinin 1970 yılında Türkiye' de yayımlanan Türkçe  Meydan Laarusse 'da (C.: 6 S.: 358-9)
olduğu gibi yayımlanmış olması.


Yine uzattık lafı neyse birkaç örnek ve son; Lirik şiir: Türküler lir eşliğinde okunurdu, bu yüzden günümüzde bile  bireysel duyguları anlatan şiirlere Lirik
şiir denir, ustası bir Anadolu kadını: Midilli Sappho' dur; Gelmiyor
elimden mekik dokumak anacığım, Yeniğim bir oğlanın özlemine Aphrodite
yüzünden.
 Aradan geçen 2000 yıl sonra da Karaca Oğlan yatamaz olur sevgilisinin yüzünden; Yüküm kumaştandır satamaz oldum, Cüda bülbül gibi ötemez oldum Kınaman komşular yatamaz oldum Giriyor sevdiğim düşüme benim. Masal: Evet masal da aslen Anadolu kökenli, ustası da Kyzikoslu Aisopos. -Yaygın söylenişiyle Ezop- Bandırma- Erdek arasındaki Kyzikos kentinde doğmuş, günümüz Eskişehir yakınlarında  bir kentte doğduğunu söyleyen kaynaklar da var. Tarihçi Herodotos'un (Babası Karia halkı soyundan, annesi Hellen  soyundan, Halikarnassos'lu -Bodrum-yurttaşımız.) pek çok anlatımı vardır onun hakkında. Meşhur Ezop'un birkaç  unutulmaz sözü: gölge etme, başka dileğim yok, Anadolu'lu bir aşka erenle  özdeşleşmiş iş kavuktaysa, al kavuğu,  oku mektubu. Tiyatro: Aiskhylos'un yazdığı "Zincire vurulmuş Prometheus"  M.Ö. yy'dan günümüze kadar ulaşan  ölümsüz bir oyundur. Müzik:  Günümüze ulaşması imkansız notaların  varlığını M.Ö. 7000-3000 yılarına tarihlenen
Van-Hakkari arasındaki Trişin yaylasındaki avcı duvar resimlerinde günümüzün
davulcularını ve kollarını dirseklere kadar kaldırmış oyuncuları çok net
görebilirsiniz, ne dersiniz yörenin bu günkü Kartal oyununu mu oynuyorlar?
Daha pek çok resim ve yontuda lirden davula, sazdan kopuza, tardan üflemeli
-özellikle kaval yani günümüz Panflüt'ü- çalgılara kadar pek çok enstrüman
görülebiliyor. Resim, Yontu, Mozaik: Ne diyeyim bilmem ki.

Mimarlık-Kentçilik: M.Ö. 3000'lerde Anadolu'da yapılan "ev" lerde hem taş hem kerpiç işçiliği görülüyor, M.Ö.l88 Hitit evlerinde planlı yerleşim var, M.Ö.l250'lerde Troya yıkıldığında kanalizasyon kullanan uygarlık düzeyindeydiler. Eski Anadolu Mimarlığı adlı kitap bir yabancının gözüyle yazılmış en güzel örnek.(8) Sağlık: Pergamon (Bergama) pahalı Mısır Papirüslerinin pabucunu dama atacak olan parşömen kağıdının ilk kullanıldığı yer olmakla beraber Sağlık Yurdu, su sesi ve müzik ile ruh hastalıklarının tedavisine kadar pek çok alanda günümüz
tıbbının temellerini Hippokrates'in izinden giderek atar. 

ANADOLU EGESİ'NDE HELEN UYGARLIĞI

“Yiğidi öldür hakkını yeme" der yine bir Anadolu sözü. Batı Anadolu' da 9 ayrı evrede gelişmiş Helen uygarlığında hemfikirdir orkeologlar:

l-  Kuruluş evresi (M.Ö. l050-750)

2-  Homeros çağı (M.Ö. 750-700)

3-  Yükseliş evresi (M.Ö. 700-650)

4-  Ege’nin altın çağı (M.Ö. 650-545)

5-  Orta ve geç Arkaik evre (M.Ö.545-470

6-  Klasik evre (M.Ö. 470-400)

7-  Klasik evre II (M.Ö. 400-333)

8- Helenistik dönem (M.Ö. 333-30)

9- Roma çağı (M.Ö. 27 -M.S. 395)

Söz konusu 9 evre içinde yaklaşık l500 yıllık süreçte dünya tarihinin en önemli sosyal, kültürel ve bilimsel atılımları Ege' de gelişmiştir. (9)

Evet durum böyle, biliyorum oldukça uzadı ama ne yapabilirim ki, sadece Antalya'nın 30km adar kuzeyinde Yağcılar mevkiindeki Karain Mağarası'nın 30 yıl öne başlayan kazısı bile hala sürmekte ve şimdilik çok küçük bir bölümü açığa çıkartılmış durumda, bir mağarası bile yarım asır süren bir kazı çalışmasında açığa çıkartılamayan bir ülke ANADOLU, gerçek bir beşik, bütün İtalya'dakinden fazla Roma eseri, bütün Yunanistan'dakinden fazla Yunan eseri, bütün Mezopotamya'dakinden fazla Hitit, Akad, Asur medeniyetleri eserlerini barındıran bir ülke. Sahip çıkılmamış, o başka. Tıpkı bir profesörümüzün dediği gibi "arkeologlarımıza toprak altından Yunanlıların hela taşlanırını çıkartsınlar diye mi para ödüyoruz ?" profesör olmuş ama hela taşıyla arkeolojik buluntu arasındaki
farkı örümcekli beyninde algılayamıyor. (Samsun'dan bir prof.)

Bütün bunları anlatmaya çalışmamın nedeni de çok akıllıca bir Sümer atasözü(l0);
"Biliyordun, niye paylaşmadın, vaktini boşa harcadın neye yaradı" günümüzden 4000 yıl önce bilgece söylenmiş bir cümle. Buna Yunus cevap veriyor, “ilim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsen,
Ya nice okumaktır.”

Sayın
Samsunlu profesörün kulakların çınlasın.

Yazı ve fotoğraflar:

Gökçek ALGIN                        
Rehber-Eğitmen Balıkadam E-Mail: galginl@excite.com

NOTLAR: 

(l) Kutsal Olympos dağı ve kentlerinden yedi ayrı nokta Anadolu' daır.

(2) İŞTE ANADOLU Ömer TUNCER S.7

(3) Büyük Balıkçı, Bodrum'lu şair, yazar Cevat Şakir KABAAĞAÇLI          Doğum: l885  Ölüm: 1976

(4) J. Gabriel Leroux, les premieres civilisations de la Mediterranee. S.104

(5) ANADOLUNUN ÖYKÜSÜ, İskender OHRİ, S.14

(6) ANADOLUNUN ÖYKÜSÜ, İskender OHRİ, S.16

(7) İŞTE ANADOLU, Ömer lUNCER S.93

(8) ESKİ ANADOLU MİMARLIĞI,  RudolfNAUMANN

(9) ANADOLU KÜLÜR TARİHİ,    ProfDr. Ekrem AKURGAL S.312

(l0) Sümerolog sayın Muazzez İlmiye ÇIĞ hanımın dinleme imkanını bulduğum konferansından.

YARARLANILAN KAYNAKLAR

ANCIENT CIVILlSATIONS AND RUINS OF TURKEY                                          Haşet Kitapevi 4. baskı l978 Prof.Dr. Ekrem AKURGAL 

ANADOLU'NUN ÖYKÜSÜ                                                                              Bilgi Yayınevi 4. Basım l987    İskender OHRİ

İŞTE ANADOLU                                                                                        Arkeoloji ve Sanat Yayınları ISBN: 975-7538-63-9     l993 Ömer TUNCER

DOĞA ANA KUBANA  S-İ KIRAÇ A.M.A.Enstitüsü yayınları                            ISBN: 975-7078-05-0 1999    FAHRİ IŞIK

UYGARLIKLAR KAVŞAĞI ANADOLU                                                               Say Yayınlan  ISBN: 975-468-122-8 1996    Derman BAYLADI

FİRİGYA'DAN PANFİLYA'YA Akdeniz Kitapevi                                                 ISBN: 975-7935-121-1 1994 Süleyman DİNCİL

TANRILARIN VATANI ANADOLU                                                                Remzi Kitapevi 1994 ISBN: 975-14-0356-14.Basım C. W. CERAM

MİTOLOJİ SÖZLÜĞÜ  Remzi Kitapevi 1972 Azra ERHAT

MEKTUPLARIYLA HALİKANAS BALIKÇISI                                                     Çağdaş Yayın]ar 2. Basım 1979 AZRA ERHAT

ANADOLU KÜLTÜR TARİHİ  Bilim
ve Teknik yayınlan 4.Basım 199  Prof.Dr. Ekrem AKURGAL

KARİA İnkilap yayınlan 1999  Bilge UMAR

EGE VE YUNAN TARİHİ  Türk
Tarih Kurumu 7. Basun 1999 Ord. Prof. Dr. Arif Müfid MANSEL

ESKİ ANADOLU MİMARLIĞI Türk
Tarih Kurumu 4. Basım 1998 Rudolf NAUMANN



 

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam46
Toplam Ziyaret56614
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar43.302443.4759
Euro51.898652.1066
Hava Durumu